Kuş cıvıltılarıyla birlikte hepimiz gibi hayata karşı dik duramayan gökkuşağı da az önce gitmişti. Güneş, inine çekilmiş, etrafa umutsuzluğunun belirtisi olan kirli nefesini üflemişti. Yeşil, ince parmakların üzerinde uzanıyordum. Beni taşıyamamış, bükülmüşlerdi.
Sahi, yeşil olduklarını nereden biliyordum?
Belki hayat bana gülerken yemyeşillerdi, şimdiyse değişmişlerdi. Siyahın umutsuzluğuna kapılıp, kendilerinden geçmişlerdi. Belki simsiyahlardı.
İnsan, geçmişe dönük yaşamayı hep severdi.
Yeşilse yeşil kalmalıydı sonsuza dek, gökkuşağı hep rengarenk, kuş cıvıltıları hep canlı. Aklımıza neden bir gün güneşin bile gitmek istediği gelmezdi?
Belki en sevdiğimiz yıldız bile üzülür, birisi gökyüzümüze bir karanlık daha bırakırdı.
Bilemezdik.