Gözlerini kıstı.
Rüzgar yağmur damlalarını parçalayıp bir tokatmışçasına savuruyordu. Gökyüzüne baktı. Griyi sindirmeye çalıştı ve başarısız oldu. Bu belirsiz renk, sindirilemeyecek kadar inatçı ama dikkat çekmeyecek kadar da naifti. Yerdeki su birikintisini ayağının ucuyla okşadı. Suyun yüzeyinin yarılışını ve her seferinde kusursuz bir biçimde düzelişini izledi.
Düşüncelerini bastırmaya çalışıp doğayı izlemeye başladığı an, hayran kalmadan edemiyordu.
Her şey yerli yerinde ve kendi döngüsündeydi.
Ama o kaybolmuştu.
Sokağın karşısındaki kahve dükkanına girdi. Nöronlarının eşsiz kokuyla ziyafet çekmesine izin verdi. Yarı kapalı alandaki masalardan birine oturdu.
En köşeye.
Yağmuru izlemeye devam etti. Kahvesini yudumlarken kendini yakmaktan keyif aldı.
Eğer tamamen doğaya ait olsaydı nasıl olurdu diye düşündü. Onu dağıtan her şeye rağmen, her seferinde düzelir miydi su gibi? Peki ya rüzgar, onun kadar güçlü olabilir miydi ki?
Neyi başardım ki, diye düşündü.
O bu düzene ait olamayacak kadar kusurlu ve zayıftı. Yapabildiği tek şey, evrimin ona getirdiği bazı avantajları sonuna kadar kullanmaktı.
Düşündü, düşündü, düşündü...
Varılacak hiçbir yer yoktu. Gidebileceği hiçbir yön de. O sadece bu küçük kendini yok etme oyunundan zevk alıyordu.
Kahve dudağını yaktı.
12.12.2017
16 Aralık 2017 Cumartesi
24 Eylül 2017 Pazar
sky is green
Sky was different for you,
It was all black back then.
It changed suddenly,
Blue wasn't unlikely.
You see it every morning,
Looking right back at you.
It changed entirely,
But green?
Green was a stranger,
It consumed you,
Like a forest fire.
Have you ever regret? (No, no...)
You can never, ever forget
No matter how hard you try
You'll see green in sky
It was all black back then.
It changed suddenly,
Blue wasn't unlikely.
You see it every morning,
Looking right back at you.
It changed entirely,
But green?
Green was a stranger,
It consumed you,
Like a forest fire.
Have you ever regret? (No, no...)
You can never, ever forget
No matter how hard you try
You'll see green in sky
10 Nisan 2017 Pazartesi
meyveler
"Yeşil?"
"Avokado."
"Sarı?"
"Limon."
"Kırmızı?"
"Çilek."
Ağzının kenarıyla hafifçe gülümsedi. "Seçtiğin kelimeler bunlar mı yani?" dedi, gülümsemesini yüzünden silerek. "Bir kural mı vardı?" diye sordu boş bakışlarıyla. "Hayır. Tercihlerine saygı duyuyorum."
***
"Limon."
"Limon, öyle mi?" Elleriyle boğazını daha çok sıktı.
"Çilek. Çi..."
Kızın kulağına eğildi.
"Son kelimelerini biraz daha dikkatli seçersin diye düşünmüştüm. Yanılmışım."
Gözlerine baktı.
"Her zamanki gibi."
"Avokado."
"Sarı?"
"Limon."
"Kırmızı?"
"Çilek."
Ağzının kenarıyla hafifçe gülümsedi. "Seçtiğin kelimeler bunlar mı yani?" dedi, gülümsemesini yüzünden silerek. "Bir kural mı vardı?" diye sordu boş bakışlarıyla. "Hayır. Tercihlerine saygı duyuyorum."
***
"Limon."
"Limon, öyle mi?" Elleriyle boğazını daha çok sıktı.
"Çilek. Çi..."
Kızın kulağına eğildi.
"Son kelimelerini biraz daha dikkatli seçersin diye düşünmüştüm. Yanılmışım."
Gözlerine baktı.
"Her zamanki gibi."
2 Nisan 2017 Pazar
ikizler
Yağmur ve Şimşek. İki kız kardeş. Birisi diğerinden kaç dakika sonra doğmuş bilinmese de birbirlerinden farklı iki kişi.
Yağmur kedileri, çiçekleri ve güzel olan her şeyi severmiş. Sevmeyi de. Sevgi kurtuluşmuş onun için ve ne zaman dara düşse, sevgiye sarılmak istermiş.
Şimşek hep karanlıktaymış. Sevgiye inanmazmış. Göklerde birden parlar, olduğu her şeyi kaybedene kadar estirirmiş. İstemezmiş bulutların ona dokunmasını. Ondan varolduğu şeyi çalacağını bilirmiş.
Bu iki kız kardeş, aynı odada yaşarlarmış. Gidecekleri başka bir yer yokmuş.
Birbirlerine hapislermiş.
Bir onun sözü geçermiş, bir diğerinin. Asla uzlaşamazlarmış. Kavga ettiklerinde titrermiş evin duvarları. Belki de en çok zararı o alırmış.
Günlerden birinde Yağmur, sokakta bir kedi görmüş. İlk başta korksa da yaklaşmış ona, dokunmuş. Kedi ona saldırmamış aksine onun varlığından keyif alıyor, onunla olmayı seviyormuş. En azından Yağmur'un anladığı buymuş.
Her dışarı çıktığında kedinin yanına gidiyor, ona bir şeyler yediriyor, onu seviyormuş.
Bir gün onu eve getirme hatasına düşmüş.
Şimşek kediyi görür görmez irkilmiş. Yağmur'un varlığına zor tahammül ediyorken, bu kedi nereden çıkmış! Kediyi tuttuğu gibi dışarıya atmış. Yağmur'a hiçbir şey demeden. Onu önemsemeden.
Yağmur kedisini özlemiş, birkaç gece ağlamış. Alt tarafı bir kedi demiş kendi kendine, unutmaya karar vermiş.
Aynı zamanda sevmeyi ve sevilmeyi unutmaya da.
Hiç dışarıya çıkmamış bir süre. Şimşek onun aksine hep dışarıda ve hep konuşkan olmuş. O hiçbir özelliğini kaybetmezken, Yağmur solup gitmeye başlamış.
İlkbahar gelmiş.
Önce Şimşek gürlemiş, sonra Yağmur yağmış.
Çiçekleri gören Yağmur, dışarı koşmuş. Biraz ıslanmış, biraz çiçeklere dokunmuş. Sonra odasının camından Şimşek'i görmüş.
Onun aksi bakışlarına dayanamayıp, hıncını çıkarmak için hışımla eve girmiş. Odayı aramış, taramış. Hiçbir yerde bulamamış Şimşek'i.
Dışarı mı çıktı diye düşünüp, evin önüne çıkmış. Cama tekrar baktığında, Şimşek oradaymış.
Odaya girmiş, yine bulamamış. Bu oyundan sıkılan Yağmur'un gözüne bir şey takılmış.
Koridordaki aynada, kendini görmüş.
Şimşek'i.
27 Mart 2017 Pazartesi
ilkbahar karmaşası
Çiçek kokusu.
Takvim yaprakları onun kadar güzel anlatamaz ilkbaharın gelişini. Akılda hiç buğulanmayan, en keskin haliyle kalandır hislerimiz.
Peki bir insanın kokusunu hiç bilmeden onu sevebilir misiniz? Yüzünü hiç görmeden, en hassas sinir hücrelerinizin olduğu parmak uçlarınızla yüzüne dokunmadan, onu hatırlayabilir misiniz?
Rüyalarınızda ondan özür dileyebilir misiniz? Aylar önce birkaç kez duyduğunuz sesini tekrardan canlandırabilir misiniz kafanızda? Fark etmeden güzel diyaloglar yazıp konuşturabilir misiniz onu?
Sarılabilir misiniz ona?
Canlandırma yeteneğiniz güçlüyse, yapabilirsiniz. Ancak asıl sorun bu değildir ve hiçbir zaman bu kadar basit olmamıştır. Hayat da böyle ya...
Neyi canlandırabildiğinizi kontrol edebiliyor musunuz? Onu mu tekrar yaşatıyorsunuz kafanızda, yoksa kitaplarda görmeyi özlediğiniz bir karakteri mi? O mu dokunuyor size, yoksa kendine acıyan bilinçaltınız mı? O mu seviyor sizi yoksa vicdanınız mı karşılık veriyor sevginize?
Tamam. Nefes alın.
Hayal kurmayı sever misiniz?
İlk karşılaşmanızı kurdunuz, belki binlerce kez. Çiçek mı almıştınız yoksa onu görmezden mi gelmiştiniz? Arkadaşça bir konuşma yürütmüşsünüzdür belki. Zihninizin yoldan çıkan hataları için özür dilemişsinizdir.
Belki azıcık cesaretiniz varsa ona aşık olmaktan korktuğunuzu da söylemişsinizdir.
Belki.
Hiç.
Neden böyle bir şey yaptın dediğinde ne derdiniz? Binbir sebebin içinden hangisini seçerdiniz?
En güzelini, öyle değil mi?
Ona değil, bir kez daha kendinize aşık olmaktan korktuğunuzu.
Takvim yaprakları onun kadar güzel anlatamaz ilkbaharın gelişini. Akılda hiç buğulanmayan, en keskin haliyle kalandır hislerimiz.
Peki bir insanın kokusunu hiç bilmeden onu sevebilir misiniz? Yüzünü hiç görmeden, en hassas sinir hücrelerinizin olduğu parmak uçlarınızla yüzüne dokunmadan, onu hatırlayabilir misiniz?
Rüyalarınızda ondan özür dileyebilir misiniz? Aylar önce birkaç kez duyduğunuz sesini tekrardan canlandırabilir misiniz kafanızda? Fark etmeden güzel diyaloglar yazıp konuşturabilir misiniz onu?
Sarılabilir misiniz ona?
Canlandırma yeteneğiniz güçlüyse, yapabilirsiniz. Ancak asıl sorun bu değildir ve hiçbir zaman bu kadar basit olmamıştır. Hayat da böyle ya...
Neyi canlandırabildiğinizi kontrol edebiliyor musunuz? Onu mu tekrar yaşatıyorsunuz kafanızda, yoksa kitaplarda görmeyi özlediğiniz bir karakteri mi? O mu dokunuyor size, yoksa kendine acıyan bilinçaltınız mı? O mu seviyor sizi yoksa vicdanınız mı karşılık veriyor sevginize?
Tamam. Nefes alın.
Hayal kurmayı sever misiniz?
İlk karşılaşmanızı kurdunuz, belki binlerce kez. Çiçek mı almıştınız yoksa onu görmezden mi gelmiştiniz? Arkadaşça bir konuşma yürütmüşsünüzdür belki. Zihninizin yoldan çıkan hataları için özür dilemişsinizdir.
Belki azıcık cesaretiniz varsa ona aşık olmaktan korktuğunuzu da söylemişsinizdir.
Belki.
Hiç.
Neden böyle bir şey yaptın dediğinde ne derdiniz? Binbir sebebin içinden hangisini seçerdiniz?
En güzelini, öyle değil mi?
Ona değil, bir kez daha kendinize aşık olmaktan korktuğunuzu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)