Sayfalar

25 Şubat 2019 Pazartesi

aynalar

Parmaklarını parlak yüzeye değdirdi.

Aklında birçok soru vardı, ancak yapabildiği tek şey izlemekti. Dudaklarına dokundu, yüzünü okşadı. Bu hisler gibi, bilmediği sonsuz şey vardı.

Kafasını sola çevirdi. Üzerindeki gözleri hissedebiliyordu. Hafifçe gülümsedi. Hepsini tanıyormuş gibi.

Aynalar, her yerdeler.

Buğulu bir otobüs camında, minik bir su birikintisinde, hatta gökyüzünde.

Karşısındaki ikinci yansıma ne zaman yaşamıştı ilk hayal kırıklığını? Peki ya solundaki, yedinci olan? O ne zaman hissetmişti anksiyetenin ilk kırıntılarını?

Küçük ama sonsuz derinlikteki oda, çok daha boğucuydu artık. Hangisiyle göz göze gelmeliydi? Hangisini dinlemeliydi? Hangisi onun gibi hislerini gömebileceği en derin yere saklıyordu ki?

Sanki kendini biliyormuş gibi.





5 Şubat 2019 Salı

love on a real train

"Eee, ne düşünüyorsun?" diye sordum.

Gülümsedin. Elindeki kahve bardağına bakarak, "Sence de biraz korkunç değil mi?" dedin.

Sonra daha içten gülümsedin, sana kendi gülümsememle yanıt verdim.

Trenin minik penceresinden dışarıya baktın.

Bense çizgili tişörtüme ne döktüğümü hatırlayamıyordum.