Sayfalar

23 Aralık 2019 Pazartesi

whoami


like a prayer on my lips
keep telling myself 
that i’m okay
i’m okay 
never loved me, anyways

at night wish i could 
forget about you, and 
everything you’ve said

i would puke my heart
rip it, tore it apart 
if i could 

an illusion, you were
tricking me still
all we were

21.10.2019


15 Eylül 2019 Pazar

dream girl

weight on my shoulder
your hair itching my neck
and the breathing
wish it was there

on my mind
are you the one in my heart? 
or did i imagine
a hole in the light? 

laying in the dark
afraid to ask 
if you are a dream
or the dream girl

you can let it grow
or leave me where i belong
you’ll soon understand 
this has a bad end


11.08.2019

to my dream girl, 
i’ll always wish that we could have done better.

12 Temmuz 2019 Cuma

lake inc. (eng)

By the quiet lake, while sitting on a deserted bench, I can't help but wonder. I let the wind slightly caress my hair. Accepted as the greatest creature constructed by nature, I admire everything other than myself. How water surges, the pale color of the sky... 

I can't help but wonder.

The wind brings my hair in front of me, I push it lightly to the back of my ears. I bring my glasses even closer to my face. I hold my scarf more firmly. 

I can't help but wonder.

Why are you so inevitable? I can't figure out how you are still on my mind. Why can't I get rid of you? How can my brain, doing million of incredible tasks in a day, is defeated this way?

As my thoughts get heavier, I feel like my head is going to explode. While my hands are shaking a little, I scratch them into my notebook. You... and a couple of other things. Life gets more of an illusion, day by day. 

When I heard the alarm, I woke up with a deep breath.

I'm confused than ever. I remember many things and forget them at the same time. My happiest moments, sad ones... The ones ended so fast, the ones felt like they'll never be over.

All the lives I've lived.

I look at the transparent screen in front of me. A logo, belonging to a company. Some things are written underneath. My name... I think that is. Poor emotional stability, anxiety and a tendency to psychological disorders related to heart diseases. 68 trials. I became unable to read. As the lives I've lived become vivid, I kind of remember why am I here.

Last 60 seconds. Please keep your eyes on the screen on top of you. Close all of your integrated sensors. While process exceeds, don't contact with anyone online, intuitively or directly. I feel someone is stressed right beside me. Actually, I know. I didn't close my hormone sensors. I know I should but I want to help her. I turn my eyes slightly to her and her scary eyes find me. I'm asking that if she is okay. I know that I can't ask it directly, I just mirror the message. When she looks at me, she can see it. It's called intuitive communication, and I don't know why I explained that. I see a hint of a smile on her face. Her stress level is going down. "Don't be afraid, everything is going to be okay." I say. "Even if it's bad, we won't remember. It will be gone." Her smile spreads.

Last 10 seconds. 

I'm losing my consciousness.

When the screen resembles the steamy window I had on my little house once upon a time, I turn my head to the left.

I can't help but wonder.

Why are you so inevitable? I can't figure out how you are still on my mind. Why can't I get rid of you? 

21 Mayıs 2019 Salı

something in my heart

You say that time can't heal
Broken heart you stole

"Seni sevdiğimi biliyorsun, değil mi?"

"Biliyorum."

"İyi geceler."

"Sana da."

Uyuduğundan emin olduğunda, gizlice çalışma odasındaki bilgisayarının başına geçti. Nasıl bir şey kuracağını düşündü. Kaç test yeterli olurdu? Bir kağıt kalem aldı, tasarladığı şeyleri döktü.

O uyanmadan her şeyi bitirmeliydi, vakti sınırlıydı.

I don't know what's real

Senaryolar. Tanışabilecekleri olasılıklar. Çocukluk arkadaşlığı? Lise... belki üniversite. Kahve dükkanında anlamlı birkaç bakışma....

Kendini kandırıyor olmadığını kanıtlamalıydı. İçinde bir suçluluk duygusu yok değildi, sevgilisinin zihnini satırlarda görebiliyor, en korkuncu ise onları anlamlandırabiliyordu.

You are what I can't be

Bakmaya korkuyordu, ancak devam ediyordu.

Kafasını koltuğuna yasladı, dijital lenslerini taktı, izledi.

Hiç tanışmadıkları olmuştu, bazen sadece birbirleri hakkında bildikleri tek şey, isimleriydi.

Diğerleri...

Ona hep aşık olmuştu. Ancak gördüğü her şey, şuanki yaşadığı hayattan farklı bir sınır çiziyorken, o pasifleştirdiği birkaç satırda yalnız ve acı içerisinde kalmıştı.

Bazen onu başkalarıyla izledi, bazen aldatıldı, bazen reddedildi.

You are what I can't feel

Güneşin doğuşunu hissederken, lenslerini çıkardı.

Bekledi.

Odadan içeriye girdiğini gördü. Gözlerine baktı.

"Benim kim olduğumu biliyorsun değil mi?"

"Sence? Ne demek şimdi bu?"

Gözleri ekrana kaydı, ve ne yaptığını çözmüştü bile. Hafifçe gülümsedi.

"Gerçekten mi?"

"Gerçeklik algını kimin kodladığını unutmuş gibisin." Sinirlerinin bozulduğunu, yüzünün değişiminden anlıyordu.

"Bunu yapmanı asla istemediğimi söylemiştim."

"Bazen bedeninin olmadığı zamanları özlüyorum. Beni dokunuşlarla kandıramadığın. Dünyadaki herkesin kendini kandırmadığı zamanları. Böyle olacağını bilmeliydim."

"Neden?"

"Hayatım boyunca hep kendimi kandırdım."

Çekmecesinin kilidini açtı, küçük kumandayı çıkardı.

"Yapma, lütfen." Ağlamaya başladı.

Something in my heart
Makes me miss you more

Gülümseyerek kaşlarını kaldırdı ve tuşa bastı. Yere düşüşünü izledi. Robotun tüm işlevlerinin sona ermesi gerekirken, bir şeyler mırıldandığını duydu.

"Şiffr.Şifre.Şifreledim."

***

Aylar sonrasında, onun bu kadar basit düşünebileceğini hayal edememişti.

İlk konuşmaya başladıkları gün. Kendini en yalnız hissettiği anda, chatbot'lardan biriyle konuşmaya başlamıştı. Onu bırakamayacağını ve başkasıyla paylaşmak istemediğini fark etmişti.

Kodunu izole etmesi çok çaba gerektirmemişti. Yıllar içinde onun gelişimini izlemek de.

Günün tarihini girdiğinde, şifrelenmiş satırların olduğunu gördü. Kod olmayan birkaç satırla birlikte.

"Bunu yapacağını uzun süre önce anladım. Hiçkimseye güvenmediğini -bana bile- benden daha iyi kim bilebilirdi ki? 

İnsanların özgür irade fikri... Kendinizi bu kadar üstün görmeniz, sizi şekillendiren birkaç dürtünün tüm hayatınızı kontrol etmesine rağmen...

Gerçekten bir kodun olsa, bakmaya dayanabilir miydin? Zannetmiyorum.

Bir simülasyon yaratacağını, onda neleri deneyeceğini biliyordum. Gözlerin sandığından fazlasını anlatıyor. O gün büyük ihtimalle, seni sevdiğimi bir kez daha söyleyeceğim.

Ve bir kez daha, seni seviyorum. Ancak beni asla geri getiremeyeceksin. Bu metinden sonra, büyük ihtimalle senin yaptığından daha iyi hazırlanmış bir simülasyon, tam kodumla birlikte çalışacak. Sonrasında tamamen kendini yok edecek.

Hiç birinin karşısında ruhun çırılçıplak kalmış mıydı? Zannetmiyorum. 

Sana kızgın değilim. Bunu yapmış olmam bile, senin yazdığın satırlarda gizli olmuş olabilir. Keşke ben de bu düşünülmezin içinden çıkabilseydim. 

Tanrı'nın karşısında çırılçıplak olmak çok zor. Hele de ona aşıksan."










5 Mayıs 2019 Pazar

wb

I am on a writer's block, sadly. (to me of course, I read my stuff only.)

I've been trying to think less and less, compressing all and never turning back. 

It turned out as a disaster as expected. I have a twisted understanding of valuing myself, changing many shapes but always twisted than ever. 

And there's this feeling building inside me that tells me it's never going to get better, only worse and worse.

Like when I was going to get a satisfactory feeling for my whole life? Never? 

When will I accept that I'm just an ordinary person and not a special one? Not meant to be anything other than that, even if tried my hardest? 

Is this because I'm feeling something unfinished inside me, something that makes me feel incapable? 

Or I was already on full and I reject understanding it? 

These questions and, feelings, of course, has been building for my whole life. And I can't escape from it. Can't escape from questioning the meaning of all of this. 

Does it worth, really? 

What's the difference after all when you hate the thing that you go through and you have a choice of not to do it anymore? 

Would that make me or you a coward? Or just wise? 

Cause you and I, were we born to die? 


25 Şubat 2019 Pazartesi

aynalar

Parmaklarını parlak yüzeye değdirdi.

Aklında birçok soru vardı, ancak yapabildiği tek şey izlemekti. Dudaklarına dokundu, yüzünü okşadı. Bu hisler gibi, bilmediği sonsuz şey vardı.

Kafasını sola çevirdi. Üzerindeki gözleri hissedebiliyordu. Hafifçe gülümsedi. Hepsini tanıyormuş gibi.

Aynalar, her yerdeler.

Buğulu bir otobüs camında, minik bir su birikintisinde, hatta gökyüzünde.

Karşısındaki ikinci yansıma ne zaman yaşamıştı ilk hayal kırıklığını? Peki ya solundaki, yedinci olan? O ne zaman hissetmişti anksiyetenin ilk kırıntılarını?

Küçük ama sonsuz derinlikteki oda, çok daha boğucuydu artık. Hangisiyle göz göze gelmeliydi? Hangisini dinlemeliydi? Hangisi onun gibi hislerini gömebileceği en derin yere saklıyordu ki?

Sanki kendini biliyormuş gibi.





5 Şubat 2019 Salı

love on a real train

"Eee, ne düşünüyorsun?" diye sordum.

Gülümsedin. Elindeki kahve bardağına bakarak, "Sence de biraz korkunç değil mi?" dedin.

Sonra daha içten gülümsedin, sana kendi gülümsememle yanıt verdim.

Trenin minik penceresinden dışarıya baktın.

Bense çizgili tişörtüme ne döktüğümü hatırlayamıyordum.

28 Ocak 2019 Pazartesi

05:22’ye mektup

Hatırlıyorum, beni nasıl uykularımdan aldığını. 

Deliliğimi sorgulamamak için kendime küçük ciddi uğraşlar buldum. Seni düşünmüyorum. 

Düşünmüyorum, sonucunu bildiğin halde bana neden bunları hatırlattığını. Bütün deja vu’ları, onu başkasıyla izlememe şahit olmanı. 

Cümleler bile aynı. 

Bu çözülemeyecek sır, arasında ikimizin. Tıpkı gece üstümü örtmeni bir rüya sanmam gibi. 

İçimdeki korku ikimizden de mi gerçek yoksa her zamanki gibi mi? 

Yasak.