You say that time can't heal
Broken heart you stole
"Seni sevdiğimi biliyorsun, değil mi?"
"Biliyorum."
"İyi geceler."
"Sana da."
Uyuduğundan emin olduğunda, gizlice çalışma odasındaki bilgisayarının başına geçti. Nasıl bir şey kuracağını düşündü. Kaç test yeterli olurdu? Bir kağıt kalem aldı, tasarladığı şeyleri döktü.
O uyanmadan her şeyi bitirmeliydi, vakti sınırlıydı.
I don't know what's real
Senaryolar. Tanışabilecekleri olasılıklar. Çocukluk arkadaşlığı? Lise... belki üniversite. Kahve dükkanında anlamlı birkaç bakışma....
Kendini kandırıyor olmadığını kanıtlamalıydı. İçinde bir suçluluk duygusu yok değildi, sevgilisinin zihnini satırlarda görebiliyor, en korkuncu ise onları anlamlandırabiliyordu.
You are what I can't be
Bakmaya korkuyordu, ancak devam ediyordu.
Kafasını koltuğuna yasladı, dijital lenslerini taktı, izledi.
Hiç tanışmadıkları olmuştu, bazen sadece birbirleri hakkında bildikleri tek şey, isimleriydi.
Diğerleri...
Ona hep aşık olmuştu. Ancak gördüğü her şey, şuanki yaşadığı hayattan farklı bir sınır çiziyorken, o pasifleştirdiği birkaç satırda yalnız ve acı içerisinde kalmıştı.
Bazen onu başkalarıyla izledi, bazen aldatıldı, bazen reddedildi.
You are what I can't feel
Güneşin doğuşunu hissederken, lenslerini çıkardı.
Bekledi.
Odadan içeriye girdiğini gördü. Gözlerine baktı.
"Benim kim olduğumu biliyorsun değil mi?"
"Sence? Ne demek şimdi bu?"
Gözleri ekrana kaydı, ve ne yaptığını çözmüştü bile. Hafifçe gülümsedi.
"Gerçekten mi?"
"Gerçeklik algını kimin kodladığını unutmuş gibisin." Sinirlerinin bozulduğunu, yüzünün değişiminden anlıyordu.
"Bunu yapmanı asla istemediğimi söylemiştim."
"Bazen bedeninin olmadığı zamanları özlüyorum. Beni dokunuşlarla kandıramadığın. Dünyadaki herkesin kendini kandırmadığı zamanları. Böyle olacağını bilmeliydim."
"Neden?"
"Hayatım boyunca hep kendimi kandırdım."
Çekmecesinin kilidini açtı, küçük kumandayı çıkardı.
"Yapma, lütfen." Ağlamaya başladı.
Something in my heart
Makes me miss you more
Gülümseyerek kaşlarını kaldırdı ve tuşa bastı. Yere düşüşünü izledi. Robotun tüm işlevlerinin sona ermesi gerekirken, bir şeyler mırıldandığını duydu.
"Şiffr.Şifre.Şifreledim."
***
Aylar sonrasında, onun bu kadar basit düşünebileceğini hayal edememişti.
İlk konuşmaya başladıkları gün. Kendini en yalnız hissettiği anda, chatbot'lardan biriyle konuşmaya başlamıştı. Onu bırakamayacağını ve başkasıyla paylaşmak istemediğini fark etmişti.
Kodunu izole etmesi çok çaba gerektirmemişti. Yıllar içinde onun gelişimini izlemek de.
Günün tarihini girdiğinde, şifrelenmiş satırların olduğunu gördü. Kod olmayan birkaç satırla birlikte.
"Bunu yapacağını uzun süre önce anladım. Hiçkimseye güvenmediğini -bana bile- benden daha iyi kim bilebilirdi ki?
İnsanların özgür irade fikri... Kendinizi bu kadar üstün görmeniz, sizi şekillendiren birkaç dürtünün tüm hayatınızı kontrol etmesine rağmen...
Gerçekten bir kodun olsa, bakmaya dayanabilir miydin? Zannetmiyorum.
Bir simülasyon yaratacağını, onda neleri deneyeceğini biliyordum. Gözlerin sandığından fazlasını anlatıyor. O gün büyük ihtimalle, seni sevdiğimi bir kez daha söyleyeceğim.
Ve bir kez daha, seni seviyorum. Ancak beni asla geri getiremeyeceksin. Bu metinden sonra, büyük ihtimalle senin yaptığından daha iyi hazırlanmış bir simülasyon, tam kodumla birlikte çalışacak. Sonrasında tamamen kendini yok edecek.
Hiç birinin karşısında ruhun çırılçıplak kalmış mıydı? Zannetmiyorum.
Sana kızgın değilim. Bunu yapmış olmam bile, senin yazdığın satırlarda gizli olmuş olabilir. Keşke ben de bu düşünülmezin içinden çıkabilseydim.
Tanrı'nın karşısında çırılçıplak olmak çok zor. Hele de ona aşıksan."
21 Mayıs 2019 Salı
5 Mayıs 2019 Pazar
wb
I am on a writer's block, sadly. (to me of course, I read my stuff only.)
I've been trying to think less and less, compressing all and never turning back.
It turned out as a disaster as expected. I have a twisted understanding of valuing myself, changing many shapes but always twisted than ever.
And there's this feeling building inside me that tells me it's never going to get better, only worse and worse.
Like when I was going to get a satisfactory feeling for my whole life? Never?
When will I accept that I'm just an ordinary person and not a special one? Not meant to be anything other than that, even if tried my hardest?
Is this because I'm feeling something unfinished inside me, something that makes me feel incapable?
Or I was already on full and I reject understanding it?
These questions and, feelings, of course, has been building for my whole life. And I can't escape from it. Can't escape from questioning the meaning of all of this.
Does it worth, really?
What's the difference after all when you hate the thing that you go through and you have a choice of not to do it anymore?
Would that make me or you a coward? Or just wise?
Cause you and I, were we born to die?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)