Gözlerini açtı. Kaldığı küçük hücresindeki lambayla göz göze geldi. Kendi kadar yalnız, bağlandığı bölük pörçük kablodan her an kopmayı bekleyen. Eli kolu olsa, acaba çekip koparır mıydı kablosunu diye düşündü. Kıkırdadı.
Uykuya dalarken ölmeyi ummuştu, yanlış anlamayın, korkmuyordu. Yalnızca çok, çok ilaç veriliyordu. Uyuşuyordu, düşünme yetisini, onu o yapan öfkesini kaybediyor, kendini mayışmış bir şekilde çürümüş yatağına bırakıyordu. Bu yatak öylesine rahatsız ediciydi ki, altındaki paslanmış demirlerin hangi omuruna geldiğini dahi hissedebiliyordu.
Ellerini saçlarında gezdirdi. Halen saçları olmasına şaşırdı ve saçına birisinin dokunmasının çok daha farklı anlamlara gelebildiği günlere üzüldü. Gözünü açar açmaz zihni onu mahvetmeye başlamıştı yine. İşte bu yüzden ölmek istiyordu. Bir insanın gerçekten intihar edebilmesi için içinde en ufak, bir zerre dahi umut kalmamalıydı. Onda yoktu.
Kapının altından atılmış yemeğine baktı. Hücredeydi çünkü yine yaramazlık yapmıştı, ilaçlarını almayı kabul etmemiş, hemşireye saldırmış ve iğneyle kendi şah damarını yırtmaya çalışmıştı. Neden insanlar sürekli onu yaşatmaya çalışıyordu? O bunun için sadece eziyetti.
İlaçlarını aldığı an geçmişte yaşayamıyordu. Zihninden anılar geçiyordu sürekli, elbette. Ama onları tekrar tekrar yaşamak, zihninde tekrardan şekillendirmek, yerine yenilerini koymak toplumun hastalık olarak nitelendirdiği, genetiksel bir "bozukluk"tu.
Oysa onun hayatına dair tek güzel şey buydu. Her şey, her zaman gittikçe daha kötüye gitmişti. Zamanın akışı değişmişti, sanki o anlardan sonra geçen zaman hiç geçmemiş gibiydi. Einstein haklıydı. Ya da değildi. Zaman sabitti. Tıpkı bir kapı gibi. Onun içerisinde sevdiğiniz birini öpebilir ya da bu bok hücrede sefil hayatınızı yaşayabilirdiniz.
Düşüncelere dalmışken, iğrenç yemeğin tadının farkına tekrar tekrar vardı. Sonrasında tavana baktı.
Tabii ya. Nasıl fark edememişti.
Lamba da onun kadar umutsuzdu ve bir kablosu dışarı çıkmış elektrik saçıyordu.
Lamba sönecek, o aydınlanacaktı.
16 Mayıs 2016 Pazartesi
lamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder