Sayfalar

27 Mart 2017 Pazartesi

ilkbahar karmaşası

Çiçek kokusu.

Takvim yaprakları onun kadar güzel anlatamaz ilkbaharın gelişini. Akılda hiç buğulanmayan, en keskin haliyle kalandır hislerimiz.

Peki bir insanın kokusunu hiç bilmeden onu sevebilir misiniz?  Yüzünü hiç görmeden, en hassas sinir hücrelerinizin olduğu parmak uçlarınızla yüzüne dokunmadan, onu hatırlayabilir misiniz?

Rüyalarınızda ondan özür dileyebilir misiniz? Aylar önce birkaç kez duyduğunuz sesini tekrardan canlandırabilir misiniz kafanızda? Fark etmeden güzel diyaloglar yazıp konuşturabilir misiniz onu?

Sarılabilir misiniz ona?

Canlandırma yeteneğiniz güçlüyse, yapabilirsiniz. Ancak asıl sorun bu değildir ve hiçbir zaman bu kadar basit olmamıştır. Hayat da böyle ya...

Neyi canlandırabildiğinizi kontrol edebiliyor musunuz? Onu mu tekrar yaşatıyorsunuz kafanızda, yoksa kitaplarda görmeyi özlediğiniz bir karakteri mi? O mu dokunuyor size, yoksa kendine acıyan bilinçaltınız mı? O mu seviyor sizi yoksa vicdanınız mı karşılık veriyor sevginize?

Tamam. Nefes alın.

Hayal kurmayı sever misiniz?

İlk karşılaşmanızı kurdunuz, belki binlerce kez. Çiçek mı almıştınız yoksa onu görmezden mi gelmiştiniz? Arkadaşça bir konuşma yürütmüşsünüzdür belki. Zihninizin yoldan çıkan hataları için özür dilemişsinizdir.

Belki azıcık cesaretiniz varsa ona aşık olmaktan korktuğunuzu da söylemişsinizdir.

Belki.

Hiç.

Neden böyle bir şey yaptın dediğinde ne derdiniz? Binbir sebebin içinden hangisini seçerdiniz?

En güzelini, öyle değil mi?

Ona değil, bir kez daha kendinize aşık olmaktan korktuğunuzu.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder