Sakin gölün kıyısında, ıssız bir
bankta otururken düşünmeden edemiyorum. Rüzgarın saçlarımı hafifçe okşamasına
izin veriyorum. Doğanın yarattığı en harika varlık olarak kabul edilen kendimden
başka her şeye hayranlık duyuyorum. Suyun hafifçe dalgalanışına, gökyüzünün
solgunluğuna.
Düşünmeden edemiyorum.
Rüzgar saçlarımı gözlerimin önüne
getiriyor. Elimle hafifçe kulağımın arkasına itiyorum. Gözlüğümü biraz daha
yüzüme yaklaştırıyorum. Şalıma daha çok sarınıyorum.
Düşünmeden edemiyorum.
Neden bu kadar kaçınılmaz olduğunu.
Nasıl halen aklımdasın çözemiyorum. Seni neden silip atamıyorum? Günde
milyonlarca komplike işlev gerçekleştiren beynim, nasıl böylesine yenik
düşebiliyor?
Düşüncelerim yoğunlaştıkça, başım
çatlayacak gibi oluyor. Ellerim hafiften titrerken, onları küçük defterime işliyorum.
Seni… ve birkaç şeyi daha. Hayat gün geçtikçe, daha da illüzyonlaşıyor gözümde…
Uyarı
sesini duyduğumda, derin bir nefesle uyandım.
Kafam
çorba gibi. Birçok şeyi hatırlayıp, aynı anda unutuyorum. En mutlu olduğum
anları, hüzünlü olanları. Çabuk bitenleri, hiç bitmeyecekmiş gibi gelenleri.
Yaşadığım
bütün hayatları.
Önümdeki
şeffaf ekrana bakıyorum. Bir şirketin logosu. Altında birkaç şey yazıyor. İsmim…
Bu benim ismim galiba. Duygusal denge bozukluğu, anksiyeteye ve kalp hastalıklarıyla
ilişkili psikolojik bozukluklara eğilim. 68 deneme gerçekleştirildi. Daha
fazlasını okuyamaz hale geliyorum.Yaşadığım hayatlar silikleştikçe, burada
neden olduğumu hatırlar gibi oluyorum.
Son 60 saniye. Lütfen gözlerinizi
tavandaki ekrana sabitleyin. Entegre bütün sensörlerinizi kapatın. Süreç
boyunca kimse ile online, sezgisel ya da direkt iletişimde bulunmayın.
Yanımda birinin endişeli olduğunu
hissediyorum. Hissetmiyorum, aslında biliyorum. Hormon sensörlerimi kapatmadım.
Kapatmalıyım biliyorum ama ona yardım etmek istiyorum. Gözlerimi hafifçe ona
çeviriyorum. Korkak gözleri buluyor beni. “İyi misin?” diye soruyorum. Sesli soramayacağımı
bildiğimden, mesajı yansıtıyorum. Bana baktığı an bunu sorduğumu görebiliyor.
Buna sezgisel iletişim diyoruz, neden açıkladığımı bilmiyorum. Hafifçe
gülümsüyor. Stres seviyesi azalıyor. “Korkma, her şey güzel olacak.” diyorum. “Hem
kötü olsa bile, hatırlamayacağız. Silinecek.”Gülümsemesi yüzüne yayılıyor.
Son 10 saniye.
Bilincim kapanıyor.
Ekran, bir
zamanlar yaşadığım küçük evin buğulu penceresini andırmaya başladığında, kafamı
sola çeviriyorum.
Düşünmeden edemiyorum.
Neden bu kadar kaçınılmaz olduğunu.
Nasıl halen aklımdasın çözemiyorum. Seni neden silip atamıyorum?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder