Sessizce tek sığınağına yürüdü.
Onunla görüşmeyeli saatler olmuştu. Evine biraz uzakta, yıkık dökük eski parktaki bank. Kendi egomanyasına yenik düştüğü kazılı isimler. Oturdu. Cebinden aylardır kullandığı, zippo tarzı çakmağını çıkarttı. Dumanın kalbinin derinliklerindeki bilinmedik yerlere, belki de bir sokak köşesine vermeye çalıştığı mesajı seyrediyordu, hayranlıkla. Onda kaybolmak, bulutların üzerinde uçmaktı! Kulaklığına uzandı, kuşlara ayıp olacaktı. Şarkılarını bölemezdi.
Bank, onun için kutsal bir ruh, ondan da öte bir tanrıydı. Kimler gelmişti, ne anılar geçmişti onunla. Duygusallığı, hafiften şizofrenisini tetikliyordu. Önündeki uçsuz bucaksız denize baktı. Yüzüne kum tanelerinin vurduğunu hissetti. Bu kumun, sökülmüş parktan arda kalan çakıl taşlarının altındaki kum olması neyi değiştirebilirdi?
Fazla mı kuruydu uzaktan? Hissedemiyordu ve birden boğuldu. Hem dumandan, hem kendi gözyaşlarından. Kırık dökük salıncaklar, hafifçe rüzgarda sallanıyordu. Zincirler saçları, salıncaklar gözleri oldu birden. Asla onun olmadan.
Bir gidip, bir geldiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder